Anasayfa Yayınlar Malatya Aslantepe Maden Buluntuları Restorasyonu
Malatya Aslantepe Maden Buluntuları Restorasyonu e-Posta
Mine Yar tarafından yazıldı.   
Malatya'ya 8 km. uzaklıkta yer alan Aslantepe Kazısı ilk olarak 1930'lu yıllarda Fransız arkeolog grubunun Luis Delaport başkanlığında İ.Ö. X. yy.'a ait bir Neo-Hitit yapının kalıntılarının ortaya çıkarılması ile başlamıştır. 1961 yılından itibaren de "La Sapienza" Roma Üniversitesi İtalyan ekibi tarafından sistemli bir şekilde yürütülmektedir.

Aslantepe kazısında ilk toplu ve çok sayıda bulunan maden buluntular, 1976 yılında yapılan kazılar sırasında, M. Ö. IV. bine tarihlenen, tören yapısının odalarından birinde törensel bir amaç için bir araya bağlanıp duvara asılmış toplam 22 adet metal objeden oluşan 9 kılıç, 12 mızrak ucu ve metal bir plaka ortay a çıkarılmıştır. Kılıçlardan birinin sapı üçgen gümüş kakmalı.bir diğeri ise zig zag kazıma desenli olarak dekore edilmişlerdir. Silahlar üzerinde yapılan metalurjik analiz sonucu yüksek miktarlarda arsenik kullanılarak bakırdan yapıldığı anlaşılmıştır.

Belirtilmesi gereken önemli bir konu, Aslantepe malzemeleri gerek teknolojik ve gerekse biçim kompozisyonu olarak Kafkas ötesi metalurjisi ile anlamlı bir benzerlik göstermektedir1. Elde edilen seramiklerden de anlaşıldığı gibi Kafkas ötesi dünya ile çoban ekonomisine bağlı göç nitelikli yer değiştirmeler olduğu görülmüş, hammadde getirerek veya metal değiş tokuşu sayesinde Malatya sakinlerine kuzey-doğu topraklarım açmıştır.

Malatya'ya yakın maden kaynakları olarak .arsenik ve bakır madeni yönünden günümüzde de zenginliğini sürdüren Diyarbakır'daki Ergani Maden havzası ve güney Kafkasya bölgesindeki farklı maden alanları olduğu bilinmektedir. Aslantepe maden buluntuları, gümüş kakma işçiliğinin özenli uygulaması ile karmaşık bir teknolojiyi belgelediği ve ilk kez kılıcın kullanıldığım da bu bölgede görmekteyiz.

Konuşmamın konusunu oluşturan maden buluntuları. 1996 yılında kazının kuzeybatı ucuna yakın bir yerde 5 metre çapında büyük bir çukur içinde zengin meta/ obje/er ve onuruna adanmış dört i/ahikurban ile M.Ö.IV. bin yıla tarihlenen saygın bir kişiye ait görkemli mezardan ortaya çıkarılmıştır. (Resim I.)

Bilinen en antik kral mezarı olan bu mezar, büyük taş levhalar ile dikdörtgen formlu bir boşluk içerisine konmuş mezarın monolitik kapağında tahminen kralın ölümünden sonra kurban edilen dört genç gömülmüştür2. Bunlardan ikisi doğal gömü şeklinin dışında mezarın batı uçunda yaklaşık olarak kralın ayak ucuna yakın yerde atılarak mezara konmuş iki genç kız muhtemelen hizmetçi ki bunların üzerinden adak eşyası bulunamamıştır, biri kadın biri erkek olan diğer ikisi doğrudan kapak üzerine birbirine dönük biçimde yerleştirilmiştir. Başlarında ince dokuma bir örtü ve üzerinde bakır-gümüş karışımı noktasal kabartma desenli diademler, saç süsleri, bilezikler ve elbiselerindeki çok az görülen yarı bakır ve gümüş alaşımdan iğneler kurbanların yüksek sınıftan olduğunu göstermektedir.

Resim l. Mezarın görünüşü.


Taş kapak kaldırıldıktan sonra mezarı içerisinde yatan önemli şahıs ortaya çıkarıldı. Normal gömü pozisyonunda sağ tarafı üzerine yatırılmış önemli şahsın mezarı içerisinde sırt tarafına gelecek şekilde yığılmış 65 adet metal obje bulunmuştur, içerisinde arsenikli bakırdan oluşan mızraklar, kılıçlar, hançerler, baltalardan oluşan bir grup toplanarak bir yana konmuş kafanın etrafı duvara dayalı olarak duran 5 adet mızrak ucu ile çevrelenmiştir, bunlardan bir tanesi 1976 yılında bulunan metal kılıçtaki gibi kabzası üçgen desenli gümüş kakma motiflerle dekore edilmiş diğer biri ise zig zag kazıma desenle bezenmiştir.

Sırt kısmında toplu olarak yer alan madenler arasında 4 mızrak, 2 kılıç (biri uzun biri kısa), çok sayıda keski ve balta, 3 kama bir tanesi kabzalı biri tahta saplı ve bunlardan bir tanesi de gümüş bakır alaşımlıdır. Bu alaşım kralın saçım süsleyen saç süsleri, yüzükler ve kolyelerde de görülmektedir. Krala ait olduğu düşünülen bakır gümüş alaşımından dövülerek yapılmış, diğerlerinden daha zengin dekore edilmiş noktasal bezemeli taç bükülerek diğer maden objelerle sırtına yığılmış objelerin üzerine konmuştur. Biri altın diğeri saf gümüşten iki spiral ile bu kadar eski çağlarda çok az rastlanan iki adet bakır kapta buluntular arasında idi. Bir tanesi geniş ağızlı, ağız kenarı kazıma desenli, diğeri kalın çeperli konik biçimindedir. Daha önceki buluntularda da olduğu gibi %9 arsenik içeren bakır alaşımı kullanılmıştır.

Kralın üzerinden iki adet çok güzel gümüş dört spiralli iğne ve kaya kristalleri, akik, gümüş ve altın boncuklardan oluşan boyunluk çıkarılmıştır3. Gömü ve mezar hediyeleri, ahşap bir satha yerleştirilmiş ve hepsi dokuma bir kumaşa sarılmışlardır. Bütün objeler toplam bakır ağırlığı 7 kg., gümüş ağırlığı ise 0,5 kg. bulunmuştur.

Maden buluntularının çoğunda organik kalıntılar bulunmuş ve bunlar üzerinde korunmuşlardır. Örneğin, genç kurbanların basında yer alan diademlerden birinde korozyon tabakası ile kaynaşarak yapışmış saç ve dokuma parçaları ele geçirilmiştir. Ayrıca kralın sarılı olduğu kumaş parçası da kapların ve metal objelerin korozyon tabakalarına yapışmıştır.

Kazı sırasında ortay a çıkarılan saç spiralli, bilezik ve yüzükler ile diademler kalın yeşil bir korozyon tabakası ile kaplı olduğu için diğer silahlar gibi bakır alaşımı olduğu düşünülmüş ve silahlar üzerinde araştırma yapılırken onlar bir kenara bırakılmışlardır. Bakır, gümüş alaşımlarında bakır daha zayıf bir metal olduğu için öncelikle bozularak gümüşün kılcal çatlaklarından yüzeye çıkarak gümüş yüzeyine yeşil renkli bazik bakır karbonatla kaplar ve görüntü bakır korozyonunu andırır. (Resim 2.)

Resim 2. Gümüş - bakır alaşımında oluşan korozyon.


Restorasyon öncesi bütün maden eserlerin çizimleri yapıldığı üzerlerinde bulunan organik malzemeler tespit edildi. Örneğin; kama ve mızrak uçlarının sap kısmında kalmış olan ahşaplar, kapların üzerine yapışmış kumaş parçaları, çizilen desenler üzerine işlendi. Restorasyon öncesi çizim ile restorasyon sonrası çizim karşılaştırılarak korozyon tabakasının kalınlığı tespit edildi (Resim 3).

1976 yılında kazının son günlerinde çıkarılan madenler Türkiye'de bir müzede restore edilmiş ve yapılan yanlış uygulama sonucu kazıdan çıkarıldıktan sonraki çizimleri ile restorasyon sonrası çizimlerinin arasında yaklaşık 1.5 cm. küçüldüğü görülmüştür. Mezardan çıkarılan pişmiş toprak kaplardan da anlaşılacağı üzere çok yoğun tuzlu bir ortamda yer alan maden eserler aşırı derecede korozyona uğramış ve korozyon patinanın altında objenin cevherine, özüne inmiştir. Böyle bir esere uygulanacak herhangi bir kimyasal uygulama 1976 yılında çıkarılan maden eserlerde olduğu gibi patinayı tamamen yok edip yüzeyi delik deşik bir metal parçası haline getirecektir. Yapılan tüm uygulamalar mekanik olarak gerçekleştirilmiş, yüzey deki korozyon tabakası kat kat alınarak patina seviyesine inilmiştir.

Resim 3. Restorasyon öncesi eser durumunu tespit için yapılan çizimler.


Eserler toplu olarak mezara konduğu için zamanla oluşan korozyon nedeni ile birbirine yapıştırmışlardır (Resim 4).

Resim 4. Yoğun korozyon nedeni ile birbirine kaynaşmış eserler.


Çok geniş alanlarda yapıştıkları için bisturi ile aralarına girebilmek imkansızdı. Ultrasonik titreşile çalışan su tankı içerisinde, uzun süren bir çalışma sonucu ses dalgalarının yaratmış olduğu titreşimler ile aralarındaki korozyon kırılarak birbirinden ayrıldılar.

Gümüş bakır alaşımı yüzük, bilezik ve saç spirallerinin temizliği sırasında dikkat edilen bir konuda madenin çok yumuşak olmasıdır. Yapılan mekanik temizlik sırasında paitanın çizilmemesine, orijinal yüzeydeki bezemelerin ve kullanım sonucu oluşan çizgilerin yok olmamasına dikkat edilmiştir (Resim 5). Bu çalışmalar çok uzun zaman alsa da elde edilen ip uçları tarihin çeşitli alanlarına ışık tutacaktır.

Resim 5. Bilezik ve spiraller restorasyon sırasında.


Çalışmalar sırasında spirallerde, yüzük ve bileziklerin yüzeyinde birtakım çizgilere rastladık. Malzemenin yapımı sırasında oluşan bu çizgiler o dönem teknolojisi hakkında ipuçları sunmaktadır. Daha önce düşünüldüğü gibi dövme tekniği ile böyle yuvarlak ve pürüzsüz bir tel yapılamamaktadır. Metalurjist Alberto Palmieri ile yapmış olduğumuz araştırmalar sonucu gümüş ve bakır alaşımı bir potaya dökülüyor, oluşan çubuk ince bir delikten çekiliyor ve gümüş tel oluşturuluyor. Bu tel daha sonra çeşitli boyda bükülerek uçları kesiliyor. Malatya'da altın ve gümüş işleyen ustalarda gümüş tel yapabilmek için halen bu yöntemi kullanmaktadırlar. Bizde gümüş bakır alaşımım haddeden çektirerek saç spiralleri ve bilezikler yaptırdık. Gözlemlediğimiz çizgilerin eserin üzerinde oluşan çizgilere benzerlik gösterdiği, haddeden veya bir delikten metalin geçirilmesi sırasında delik içersindeki çapakları yumuşak maden üzerinde oluşturduğu izler olduğu ortaya çıkmıştır. Dikkatli yapılan bir restorasyon çalışmasının tarihin katmanları altında kalmış yaşamı gün ışığına çıkarabileceğini hatırlayıp eser üzerindeki bütün ip uçlarım toplamak ve değerlendirmek gerekmektedir.

Çok ince gümüş bakır alaşımından dövme tekniği ile yapılmış diademlerin temizlik çalışmaları eserin kırılgan olması nedeniyle ion-exchance resin4 ve saf su kullanılarak yapılmıştır. Obje, ion-exchance resin ile kaplanır, ısıtılmış saf su ile ıslatılarak reaksiyona girer. Yavaş ve kontrollü bir uygulama olduğu için gümüşlerin temizliğinde kullanılmıştır. Suyun zararlı etkilerini uzaklaştırmak için alkol ve aseton banyolarında bekletilen eserler, bakır korozyonunun stablizasyonu için %3 lük alkol içinde Benzotriazol çözeltisine konmuştur.

Diademler kıvrılarak birbirine yapışmış ve korozyon nedeni ile kaynaşmışlardı ion-exchace yöntemi ile aralarındaki korozyon tabakası açılıp temizlendi. Parçaların birleştirilmesi için bir taşıyıcı üzerine konarak tümlenmesi gerekmekte idi. Bunun için %10'luk Paraloid B72 kullanılarak çok ince ve renklendirilmiş Fransız ipeği üzerine yerleştirildi, çatlaklar ve kırıklar UHU PLUS ve toz boya karışımı ile yapıştırılıp sağlamlaştırıldı.

Arsenikli bakır alaşımı olan kaplardan geniş ağızlı olanının bir yüzüne tamamen kumaş yapışmıştı (Resim 6). Bu kumaş parçası yapıştığı yüzeyde korunarak madenin göründüğü yerlerde patina temizlendi ve %3'lük alkol içinde Benzotriazol ile stablize edildi. Kabın tabanında bulunan delik kısım yine Fransız ipeği ve %10'luk Paraloid B72 ile sağlamlaştırıldı, dolgu yapılmadı.

Resim 6. Kabın yüzeyine yapışmış kumaş kalıntıları.


M.Ö IV bin yıldan günümüze kadar kalabilen bu eşsiz teknikte ve zarafetteki eserler, şimdi kendileri için yapılmakta olan Malatya Müzesi'ndeki yerlerine konmayı ve gün ışına çıkmayı bekliyorlar.

1 Antik Türkiye, Fiat - Tofaş işbirliği, Logart Press, 1998, e-mail: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
2 XIX.Kazı Sonuçları Toplantısı, I. Ayrı basım, Marcella Frangipane, Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Ankara 1998
3 Archeo Attualita del passato, Anno XIV, numero:4 Aprile 1998, Gianfranco Chiale, Via Cossia 1328,00123 ROMA
4 The corrosion and conservation of metallic antiquities and works of arts, Stambolov, T., Central Research Laboratory for objects of art and science, Amsterdam, 1985